JFK ONLINE avantajlarından yararlanmak için Lütfen Üye olunuz. | Üye Girişi.
DEPARTMANLAR > Teşhis ve Tedavi Üniteleri > Nöroloji

Nöroloji genel tababet içerisinde sınırları en zor çizilen branşlardan biridir.

Birçok sistemik hastalık sinir sistemine ait bulgulara neden olabilirken, nörolojik hastalıkların bazıları da diğer organ sistemlerini etkilenebilir. Örneğin gebelikte değişen hormon düzeyleri vücudun sıvı ve tuz tutmasını kolaylaştırır, kemiklerin korunaklı yüzeylerinden geçen sinirler bu seviyelerde ödem etkisi nedeni ile bası altında kalarak zarar görürler. Sonuçta etkilenen bölgenin altında uyuşma, karıncalanma, ağrı, etkilenen kaslarda kuvvetsizlik gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde şeker hastalığı ve tiroid fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklarda bu duruma zemin hazırlar. Bu ve benzeri pek çok nörolojik hastalık tek bir sisteme ait bulgu vermediğinden, başvuru sırasında hastaların bir çoğu farklı branş hekimlerince görülür.

Nöroloji polikliniklerine başvuru şikayetleri başlıca; baş ağrıları, baş dönmeleri, inmeler, şuur değişikliği ile giden hastalıklar (epilepsi = sara vs), el ayak uyuşmaları, çeşitli kas güçsüzlükleri gibi durumlardır.

Yaşlı nüfusun artışı, hipertansiyon, kalp hastalığı ve diabet gibi sistemik hastalıkların ve bunlara bağlı komplikasyonların daha sık rastlanır olmasına yol açmaktadır. İnme bu komplikasyonların en dramatik ve en korkulanıdır. Bu grup hastalar hastanemiz nöroloji bölümünde multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmektedir. Sıklıkla başvurduğumuz Kraniyal tomografi ve/veya magntik rezonans görüntülemesi, ekokardiografi ekstrakranial dopler gibi tetkikler inme kliniği ile başvuran hastalarımızda uygulanmakta, alınan sonuçlar hastalarımızın takip ve tedavilerine katkıda bulunmaktadır. Koma, ilerleyici inme, sık tekrarlayan nöbetler gibi hasta yaşamını tehlikeye sokan ciddi durumlarda hastalarımız takip ve tedavisi yoğun bakım ünitesinde sürdürülmektedir.

El ve ayak uyuşmaları gibi sık rastlanılan yakınmalarla ortaya çıkan nöropatileri değerlendirmek ve bel, boyun fıtığı gibi ağrılı durumların tanısında dinamik bir tanı yöntemi olan emg (elektro miyo-nörografi) tetkiki elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.

Başta epilepsi olmak üzere santral sinir sisteminin bir çok hastalığında ayırıcı tanı amacı ile kullanılan eeg (elektro ensafolo grafi) tetkiki de elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.

Toplumsal bir sorun olma yoluna giden iş gücü verimi ve üretkenliği engelleyen baş ağrısı yakınmaları; baş ağrısı polikliniğimizde değerlendirilebilmektedir.

BAŞ AĞRISI

Toplumda en sık rastlanan şikayetlerin başında gelen baş ağrılarının önemli bir kısmını kendi başına bir hastalık grubunu olarak tanımlanan (migren, gerilim tipi baş ağrısı gibi) birincil baş ağrıları oluşturur. Geriye kalan düşük oran merkezi sinir sistemi veya diğer sistemleri ilgilendiren bir hastalığın başlangıcı veya seyri sırasında ortaya çıkan baş ağrılarıdır. Bu grup ikincil baş ağrıları olarak adlandırır. Baş ağrısı olan hastanın değerlendirilmesinde ilk aşama dikkatli bir nörolojik muayene ve ağrının nitelikleri ( başlangıç yaşı, sıklığı, yeri gibi ) ile ilgili hastadan doğru ve yeterli temel bilgilerin alınmasıdır.


İkincil baş ağrıları için uyarıcı özellikler !!!

. Baş ağrısının aylarla sınırlı yakın bir zamanda başlaması veya kronik baş ağrısın aylarla sınırlı bir sürede farklı özelliklerinin ortaya çıkması,
. Baş ağrısının 10 yaş öncesi ve 50 yaş üzerinde başlaması,
. Hastanın erkek olması ve ağrı tipinin hastanın cinsiyeti ile uyumsuzluk göstermesi,
. Baş ağrısının seyrek görülen baş ağrılarından olması,
. Baş ağrısının efor sırasında ortaya çıkması, vücut, baş boyun postüründen ve ıkınma öksürme gibi durumlardan etkilenmesi,
. Mevcut baş ağrısının hastanın yaşamındaki en şiddetli baş ağrısı olması,
. Baş ağrısının en şiddetli noktaya dakikalar içinde ulaşmış olması,
. Hastanın kullandığı ilaçlara yanıtta yakın zamanda değişiklik olması,
. Baş ağrısı ile birlikte bulantı, kusma, ateş yüksekliği, ense sertliği ve nörolojik muayene bulgularının varlığı,
. Hastada baş-boyun travması, sistemik hastalık ve beyinin damarsal hastalıkları için risk faktörlerinin bulunması.
 


Migren Nedir?

Migren iyi huylu tekrarlayıcı ataklarla seyreden bir hastalıktır. Başlıca semptomu genellikle 4-72 saat süren baş ağrısıdır; Baş ağrısına kişinin atak sırasında normal işlevlerini zorlaştıran bulantı, kusma, ışık, ses ve kokudan rahatsız olma gibi semptomlar eşlik eder. Ataklar arasında hasta bütünüyle semptomsuzdur, yani günlük baş ağrıları migren değildir.

Migren tipleri nelerdir?

Auralı ve aurasız migren olmak üzere iki ana alt grubu vardır. Diğer tipleri nadir görülür. Aura, migren ağrısından önce görülen sıklıkla 5-20 dakika içinde gelişen ve genellikle 60 dakikayı geçmeyen nörolojik semptomlardır. Tipik aura semptomları arasında görsel bozukluklar ilk sırayı alır. Tek yanlı uyuşma ve karıncalanmalar, çeşitli konuşma bozuklukları, baş dönmesi daha nadir olmakla birlikte işitsel ve koku hallüsinasyonları diğer aura semptomları arasında sayılabilir. Ağrı şiddetli, çoğu zaman zonklayıcı veya korkunç bir basınç hissi olarak tanımlanır. Saatler bazen bir-iki gün sürebilir. Migren için tipik olan ağrının bir baş yarısına sınırlı olması sadece migrenlilerin üçte ikisinde görüldüğü gibi, diğer tipik bir özellik olan ağrının zonklayıcı özelliği migrenlilerin yarıya yakın bölümünde görülmemektedir.

Kimler migrene yakalanır ve niçin yakalanır?

Migrenin bütün tiplerinin genetik kalıtım özelliğinin olduğu bilinmekle birlikte, birinci derece akrabalarında migren olan kişilerde migren ortaya çıkma riski ¼-1/19 arasında değişmektedir.
Tipik olarak çocukluk çağı ve ergenlik sırasında başlar. Ergenlikten sonra özellikle aurasız migren prevelansı artarak 40’lı yaşların sonunda doruğa ulaşır. Her iki cinste de migren tipik olarak 55 yaşından sonra iyileşme gösterir. İlk atağın 50 yaşından sonra geçirilmesi beklenmedik bir durumdur ve daha ayrıntılı olarak araştırılmayı gerektirir.


Tetikleyici faktörler nelerdir?


Migren doğurganlık çağındaki kadınlarda erkeklerden üç kat daha sık görülür. Kadınlarda menstürial siklus boyunca meydana gelen hormonal değişiklikler bu farktan sorumlu tutulmaktadır. Bununla birlikte gebelikte, daha stabil seyreden östrojen düzeyleri nedeni ile migren olan gebelerin %60-70’inde gebeliğin ilk üç ayından sonra iyileşme yaşandığı bilinmektedir.
Bunun dışında birçok değişik tetikleyici migren ağrısını başlatabilir. Bunların başında stres, açlık, öğün atlama, uyku düzenindeki sapmalar, ağır kokular, bazı yiyecekler, alkollü içkiler, bazı ilaçlar, hava ve basınç değişlikleri ve adet dönemleri sayılabilir. Hormonal etkenlerle birlikte diğeri tetikleyiciler genetik faktörler tarafından belirlenen ağrının başlama eşiği üzerinde kümülatif bir etkiye sahiptir.

Migren tanısı nasıl konur?

Migren tanısı nörolojik muayene bulguları normal olan bir hastada bütünüyle semptomların değerlendirilmesine, yani hastalığın öyküsüne dayanır. Hiç bir tanı testi ya da tetkik migren tanısı koydurmaz. Ancak ağrının kafa içinde yer alan tümör, kist, damar anormallikleri gibi başka hastalıkların ön belirtileri ile karışabileceği durumlarda ikincil nedenleri dışlamak için görüntüleme tetkiklerine başvurulabilir. Ayrıca tipik görsel semptomlar dışındaki semptomlardan birini aura olarak tarifleyen migrenli hastaların bir kez görüntüleme yöntemleri ile incelenmeleri doğru bulunmaktadır.

Migren tedavisi nasıl yapılır?

Günümüzde migrenin doğal seyrini değiştiren kesin bir tedavi yoktur. Kullanılan yöntemler yalnızca hastalığın belirtilerini baskılamaya yaramaktadır.
Migrenin ilaç tedavisi atak tedavisi ve proflaktik (önleyici) tedaviden oluşur. Önleyici tedavide amaç, en az 6 ay ya da daha uzun süre ile günlük düzenli ilaç kullanımı ile atak sıklık ve şiddetini azaltmaktır. Atak tedavisi ise o esnadaki migren atağını sonlandırmak için yapılan tedavidir. Atak şiddetine göre hastaya değişik tedavi seçenekleri sunulmaktadır. Standart tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda, hormonal tetikleyicilerin etkisini azaltmak ve tedavi etmek için uygulanabilecek yöntemler bulunmaktadır.


Migren ve birlikte görülebilen hastalıklar nelerdir?

Değişik çalışmalarda migrenlilerde bazı hastalıklarla migrenli olmayanlara göre daha sık karşılaşıldığı bildirilmektedir. Bunlar arasında öncelikle bazı psikiyatrik hastalıklar, hipertansiyon, mitral kapak prolapsusu, ve inme sayılabilir. Panik bozukluk, duygu durum bozuklukları, anksiyete (kaygı), majör depresyon tabloları migrenlilerde 3-6 kat daha sık görülebilmektedir. Klinik çalışmalarda auralı migreni olan genç kadınlarda kombine doğum kontrol hapı (östrojen ve progesteron) kullanımın, özellikle sigara içen kadınlarda, iskemik inme riskini arttırdığı vurgulanmaktadır ve normal nüfusa göre bu migrenlilerin inme geçirme riskinin 3-14 kat arttığı belirtilmektedir. Migrenlilerin diğer bir nörolojik bozukluk olan epilepsi(sara hastalığı) ile karşılaşma olasılığının da normal nüfusa oranla az da olsa arttığı bilinmektedir.


Elektrofizyoloji nöroloji biliminin en önemli yan dallarından birdir.


EEG (elektroensefalogram)
tetkikleri klinik kullanımı en sık olan elektrofizyolojik elemanlardır. Santral sinir sistemine ait, aralıklarla kendini tekrar eden her türlü şikayet için EEG tanı ve tedaviye yol gösterme amacı ile kullanılır.

Halk arasında sara olarak bilenen epilepsi hastalığının bir çok farklı türünün olması ve hemen tamamında hastaların nörolojik muayene ve görüntülemelerinin (MR dahil) normal olması; epilepsi teşhisinde öykü, klinik ve EEG’nin değişmez önemini belirler. Epilepsi kliniğinde de var olan baş ağrısı, dönemsel rahatsızlık verici bir çok şikayet (kötü duyumsamalar, kötü koku, objelerin büyümesi – küçülmesi, baş dönmesi, korku hissi, mide bulantısı gibi) ne kadar geniş bir nörolojik hasta grubunda EEG tetkikinin gerektiğini ortaya koyar.

EMG (elektromiyonorografi) sağlam bir nöroanatomi ve klinik bilgi ışığında, geniş bir hastalık grubunda ayırıcı tanı amaçlı kullanılır. Bu hastalıklardan bazıları; sinirlerin tuzaklanması (el bileği, dirsek, ayak bileği, diz arkası gibi sinirlerin yüzeyden geçtiği noktalarda zararlanmaya uğramaları), sistemik hastalıkların (diabet, hipotiroidi, kanser barsak hastalıkları, vitamin eksikliği vb) bir etkisi olarak sinirlerin etkilenmesi (nöropatiler), sinir sisteminin hedef alındığı bağışıklık bozukluklarıyla giden hastalıklar (vaskölitler, mikrobik hastalıkların direkt ya da immuniteyi etkileyerek ortaya çıkardığı hastalıklardan (brucella, difteri vs), nedeni bilinmeyen ve sinir sisteminin bir bölümünü hedefleyen hastalıklar (ALS); bel ve boyun fıtıkları olarak sıralanabilir.

Tüm bu hastalıkların ortak bulgusu elde, ayakta uyuşma, güçsüzlük, kas erimesi olabilir. Ayrıntılı nörolojik muayene ile tanımlayıcı EMG tetkiki bu hastalıkları birbirinden ayırmada hemen hemen tek yöntemdir.

Teknoloji ve bilginin bütünlüğünü sağlayarak, hastanemizde uzman kadrolarımızın denetiminde elektrofizyoloji laboratuarında halen dijital EEG ve EMG yapılabilmektedir.

Sağlık dolu günler dilerken, önemsenmeyen küçük şikayetlerin gelecekte önemli sorunlara neden olabileceğini unutmamanızı öneririm.

 

Hakkımızda| Departmanlar | Hoşgeldin Bebek | Randevu Talebi | Uzmanına Sorun | Sağlık Köşesi | Anlaşmalı Kurumlar | Bize Ulaşın | Danışma: (0212) 441 41 42